Gerçek ve beyin

Gerçek nedir? Ne sıkılıkta sorarsınız bu soruyu ya da hiç sordunuz mu bilemem ama Artificial Intelligence’ın (Yapay Zeka) günlük hayatımıza girmesi ile benim daha çok sormaya başladığım bir soru oldu. Hele ki Westworld veya BlakMirror dizilerini seyretmişseniz. Matrix ise bu sürecin ilk tohumları.

Sonuçta konuya bilimsel bir giriş yapmaya karar verdim. Ancak bunun için önce beyini anlamam gerekiyordu. David Eagleman’ın kitabı Beyin, akıcı ve basit anlatımıyla konuya giriş için doğru bir başlangıç kitabı.

beyin

O zaman buyurun Beyin;

Gerçek bizim algılarımızla sınırlı. Algılarımız da doğduğumuz gün itibariyle bizim içinde bulunduğumuz kültür ve deneyimlerimiz ile yapılanıyor.

Doğduğunda henüz gelişimini tamamlayamamış olan insan beyni, bir devre şaması yaratmak üzere, içinde bulunan milyarlarca nöral ağları düzenliyor. İlk iki yıl yaşanan deneyimlerimiz, beynimizde birbirinden bağımsız ve farklı olan nöral ağlar arasında ilişki kurulmasını ve birbirine bağlanmasını sağlıyor. Çocukluğumuz boyunca içinde bulunduğumuz ortam, yaptığımız konuşmalar ve yaşadığımız deneyimlere göre bu nöral bağlar arasında olasılıklar tekrar tekrar değerlendiriliyor ve bazı nöral bağlar (sinapslar) zayıflıyor, bazıları güçleniyor ve hatta 50 yaşına kadar neredeyse %50’si yok oluyor. Yani bizi terk eden bağlar aslında bizim kim olduğumuzu belirliyor demek yanlış olmaz.

Ancak beynimizin en büyük özelliği plastisite yani beynin yeni nöral bağlar kurarak ya da var olan bağlarda değişiklik yaparak sergilediği uyum yeteneği. Evet düşüncelerinizi duyar gibiyim, bu hem değişen durumlara uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor hem de aslında bizi manipülasyona açık bırakıyor. Toplumların geldiği durumları düşündüğümde en çok sahip çıkmamız gereken ahlaki değerlerin, temelimizi oluşturan sembollerin nasıl kaybolduğunu ve en alışmamamız gereken durumları nasıl kanıksadığımıza şaşırıyorum. Tacizler, bombalar, hırsızlıklar ve daha bir dolusu…

Bu plastisite acaba anılarımızın güvenirliliğini de etkiliyor mu? Büyük ihtimalle. Bir anı hassas bir kamera gibi çalışmıyor aslında. Hatırlamak için beynimiz onu tekrar çağırıyor. Bir anı farklı nöronların çalışıp Hipokampusün onları bir araya getirerek bir grup oluşturması ve sabitlemesi ile oluşuyor. Nöronlar ise sürekli diğer nöronlar ile etkileşimde olduğu için bir anıya ait nöron da sürekli diğer bellek ağlarına katılmaya zorlanıyor, böylece oluşmuş anı yeni katılan bilgiler ile sürekli değişiyor. Yani bir anının en büyük düşmanı başka bir anı aslında. Bu nedenle aynı anıyı farklı zamanlarda farklı şekillerde hatırlamamız mümkün! Bu da demektir ki geçmişimiz sadece gerçeklere dayalı bir kayıt değil, bir yeniden yapılanma ürünüdür! Bu yapılanma da içinde bulunduğunuz kültür, yaptığımız konuşmalar ve düşüncelerimiz ile şekillenir. Yani aslında sadece fiziksel olarak yaşadıklarımız benliğimizi oluşturmaz, bunu nasıl aktardığımız, başkalarından nasıl dinlediğimiz ve aradaki boşlukları nasıl doldurduğumuz ile de şekillenir. O zaman anne babalarımızın kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat et uyarıları çok anlamlı. Hatta olayların ne olduğu değil, onlara karşı tutumun önemli demekle ne demek istedikleri biraz daha anlamlı gelmeye başladı mı size de?

Bu beyin çok ekonomi düşkünü canım! Eh kapladığı yer vücudumuzun sadece %2’si olmasına rağmen, vücudumuzdaki enerjinin %20’sini harcamak zorunda kalıyorsa ekonomi yapmasında fayda var zaten.

O zaman gerçeklik nedir? Gerçeklik algımız olan bitenden çok, beynin bunu nasıl işlediğidir. Duyu organlarımız farklı kaynaklardan gelen bilgileri beynin algılayabileceği ortak dile yani elektrokimyasal sinyallere dönüştürürler. Bu sinyaller yüz milyara yakın nöronlar içinde dolaşıma girer. Beyin bu sinyalleri anlamlandırabilmek ve bir kavrayışa dönüştürebilmek amacıyla aldığı sinyalleri çözümler ve karşılaştırarak bir tahminde bulunmaya çalışır. Ancak burada da ekonomi devreye girer ve beyin duyular aracılığıyla gerçekliği her seferinde sıfırdan kurmak yerine duyusal veriler ile daha önce inşaa ettiği model ile karşılaştırarak bir sonuca varır. Yani gerçek dünyanın bir simülasyonunu üretmeye çalışmaktansa kendi içinde bulunan bir genellemeye başvurur. Evet şaşırtıcı değil mi. Yani size bir çocuğu taciz etmek doğru ve ahlaki bir şey olarak öğretilmiş ise, beyin bu durumla her karşılaştığında normal karşılayacak, ta ki dışarıdan bir uyaran bunu aynı sistematik ile değiştirme çabasına girmediği sürece.

O zaman gerçeklik göreceli midir? Her canlı yalnızca kendi gerçeklik dilimini algılayabilir. Bir kene, sadece sıcaklık ve vücut kokusu algılayabilir, ışık ve sese kapalı bir dünyası vardır. Yani benim duyularım kadar bir dünya hayal edebiliyorum, ya ötesi? Her an her şeyi görmüyor, duymuyor, fark etmiyorum. Neler kaçırıyorum acaba? Ya da kaçırdıklarım gerçekten kaçırmamaya değer mi yoksa fark etsem korkudan kalp krizi mi geçiririm? Gerçek dünya beynimin kendi duyarlılığı ile dünyayı bizim için aydınlattığı kadarıdır. Belleğimizin sınırlarını yine biz belirliyoruz aslında. Duyarlı olma çabası, fark etmeye odaklanma, hatta deyim yerindeyse uyanık olma çabası da bundan yani. Aslına bakarsanız bilinçli farkındalık denilen şey de bu algıyı genişletme çabası bir nevi.

Peki belleği uyarmak, harekete geçirmek mümkün mü? Evet, amigdala sayesinde. Tehlikeli durumlarda amigdala ön plana çıkarak beynin kalan kaynaklarını idare etmeye başlıyor. O an yaşadıklarınızı benzer bir durumla karşılaştığınızda kullanabilmeniz için saklıyor. Bu nedenle amigdalanın devrede olduğu durumlarda belleğiniz daha keskin oluyor. Gözlüğünüzü arıyorsunuz. Masanın üzerinde olmalı. Ancak bulamıyorsunuz. Bir süre sonra telaşlanıyorsunuz. O ana kadar elindeki kayıtları kullanmakta olan beyin amigdalanın devreye girmesi ile bir sorun olduğunu düşünerek anlık veri akışına başlıyor ve gözlüğünüzün masanın üzerinde olduğunu fark ediyorsunuz. Mindfulness ın yapmaya çalıştığı şeyin sürekli bu anlık belliği çalıştırmak olduğunu düşünüyorum. Beynimize sürekli olarak şimdi ne oluyor diye sormak ve bilinçli farkındalık ile duyarlılığımızı arttırmak.

E bir de bilinç diye bir şey, peki bilinç nedir? Bilinç beklenmeyen bir şey olduğunda devreye girer ve ekonomi yapmak amacıyla otomatik pilot ile ilerlemeye çalışan beynin yönetimini ele alır. Bir nevi hakem görevini görür ya da CEO da diyebilirsiniz. Sistemin bütününü gözden geçirerek planlar yapar, hedef belirler, çatışmalar sırasında bir karar verilmesini sağlar. Bunun için de öncelikler belirler. Aklımdan hemen öncelikleri kim neye göre belirliyor sorusu geçiyor. Merak etmeyin onun da bir sorumlusu var.

Ancak karar verebilmek için önemli bir kriter daha var; duygular. Duygular olmadan karar vermek de çok zorlaşıyor. Örnek olarak vagon çıkmazı düşünsel deneyini kullanalım.

vagon acmazi 1

Bir tren vagonu kontrol çıkmış raylarda ilerliyor. İleride raylarda çalışan 4 kişi var. Ancak vagonu başka yöne yönlendirecek bir kol var ve bu ray üzerinde de bir kişi çalışıyor. Kolu çekip 4 kişinin hayatı için bir kişinin hayatını feda edebilir misiniz?

vagon acmazi 2

İkinci senaryoda ise raylar üzerinde çalışan yine 4 kişi mevcut, ancak treni başka raya yönlendirecek bir kol yok, başka bir ray yok ve siz bir kuleden yanınızdaki bir adam ile olayı izliyorsunuz. Ancak bu adamı raylara iterseniz tren takılıp duracak ve yine rayların ilerisinde duran 4 kişi kurtulacak, fakat ittiğiniz adam feda edilmiş olacak. Adamı iter miydiniz?

Beynimiz için birinci senaryo bir matematik problemi iken, ikinci senaryo adam ile etkileşime geçmeyi gerektirdiği için artık duygusal bir boyut taşımaktadır ve çatışma daha büyüktür. Demek ki beynimizde duygular ile yönetilmekte olan bir öncelik sistemi bulunuyor. Peki bu öncelik sistemi neye göre değişiyor? Her karar, hem geçmiş deneyimler hem de o anki koşulları hesaba katar ve gelecek ile ilgili bir tahminde bulunur. Bu tahminleri yönlendiren ise sonundaki ödüldür. Susadığında suya ulaşmak da bir ödüldür. İşte beyin seçim yapıp karar verirken olası gelecekleri birbiriyle karşılaştırmakta ve ulaşılacak ödüle ulaşma yolunda bir önceliklendirme yapmaktadır. Hedef her zaman bir ödül yani. Ödülün bizim için değerini de yine bizim algılarımız, deneyimlerimiz belirliyor. Kapana kısılmış gibi hissediyorum!

Ödüle ulaşamazsak ne oluyor? Yani beklentimiz karşılanmazsa ne oluyor? Dopamin devreye giriyor. Dopamin beyinde motor kontrol, bağımlılık ve ödül mekanizmaları ile ilgili olan nörotransmiter. Yani dopamin değerlendirmelerimizi mümkün olduğunca güncel tutmamıza yarayan kimyasal bir değer biçme uzmanı. Ancak dopaminin değerlendirme gücü önünde çok etkili bir tehlike var; şimdiki an! Hemen ulaşabileceğiniz sonuçlar gelecek ile ilgili daha etkin değerlendirmeler yapmamızın önünde engel. Şimdinin gücü o an iyi hissedeceğimiz ama sonra pişman olacağımız kararlar vermemizi sağlar; ah o profiterolü yemeyecektik, gaza fazla basmayacaktık gibi.. hepimizin hemen hemen her gün çatışma içinde kaldığımız bir gerçeklik bu. Sürekli seçim yapmak zorunda kalmak ve gelecek için günü feda etmek. Bir yandan daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürmek isterken diğer yandan şimdiki an alacağımız hazlardan vaz geçebilmek. Uzun bir tartışma konusu.

Anlık ödüllere boyun eğmemek mümkün mü? İradeli olmak gerek dediğinizi duyar gibiyim. İrade ile bir süre idare edebilirsiniz evet ama sonsuza kadar değil, çünkü irade göstermek kişinin kendini kontrol etmesi demektir ki bu da çok fazla enerji tüketir. Dedik ya beyin ekonomi peşinde diye, bu kadar enerji tüketmek de nereden çıktı şimdi! Bu çelişki içinde hormonlarımız devreye girer ve kontrolü ele alır. Özellikle oksitosin; bağ kurmanın sihri onun sayesinde yaşanır. Hülyalara hayallere dalmayın hemen. Aşk dediğiniz şeyin sorumlusu bu işte.

Hormonlar sadece oksitosin ile harekete geçiyorsa bağımlılıklar nasıl oluşuyor? Kimyasallar beynin ödül devresini ele geçiriyor ve o anlık seçimin beynin verebileceği tüm diğer kararlardan ve yapacağı seçimlerden daha iyi olduğu konusunda ikna ediyor. Beyninle oynama çocuğum bak sonra ayarı bozuluyor!

Öyle anlaşılıyor ki karar verme eylemi kim olduğumuzun, ne yapacağımızın, dünyayı nasıl algıladığımızın temelini oluşturuyor. Seçenekleri kıyaslayarak tartma becerisi, dürtülerimizin esiri olmamızı engelliyor ve geleceği planlayabilmemize neden oluyor. Ancak unutmamak gerekir ki birden fazla zihne sahibiz ve birbiri ile rekabet halinde olan pek çok güdü ile yaşamak zorundayız. Beynimizdeki çatışmalar karşısındaki mücadeleyi ne kadar iyi anlarsak o kadar daha iyi kararlar vermemiz mümkün olacaktır.

Her şeyin varoluşu çatışmalara ve bu çatışmaları nasıl çözdüğümüze bağlı aslında. Farklı boyutlardaki çatışmaları çözebilmek için de toplumlar farklı çözümler, farklı (ortak) ödüller geliştiriyor. İnsanoğlunun bu çatışmalar karşısında ne kadar başarılı ya da ne kadar beceriksiz olduğunu görüyoruz. En azından kendi payımıza düşeni hakkıyla becerelim diyeceğim ama aklımda deli sorular; ben gerçek miyim?

Westworld’den:

William: [to Angela] Are you real? / Sen gerçek misin?

Angela: If you can’t tell, does it matter? / Eğer anlayamıyorsan, fark eder mi?

Anatomy-Physiology-Of-The-Brain-

Reklamlar

About demetdemiray

curiosity killed the cat.. then why am I still alive? keep asking! you will the anwers eventually.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: