En son ne zaman kahkahalar ile güldünüz?

kahkaha

  • Komedi filmleri izlemem ben.
  • Neden?
  • Ne faydası var?

Bu diyalog kaç yıl önce geçmişti tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 10 yılı var.

Düşününce o dönemde ya daha ciddi imişim ya da bu kadar gülmeye ihtiyacım yokmuş. Belki de hayattaki öncelikler komedi filmlerine yer bırakmamış.

Peki ben şimdi bunları neden yazdım? Çünkü gülmeye hatta kontrolsüzce kahkaha atmaya, bunu da bir grup insanla birlikte yapmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu bizzat kahkahalarla gülünce fark ettim.

green bookDün akşam Green Book’u (Yeşil Rehber) seyrettim ve uzun zamandır bir filmi seyrederken neredeyse gözlerimden yaş gelecek kadar gülmediğimi fark ettim. Gerçek bir hikayeden esinlenen Green Book, Afro-Amerikalı ünlü bir piyanist olan Dr. Don Shirley’e, Manhattan’dan Amerika’nın güneyine doğru gerçekleşen konser turnesi sırasında Bronx’ta yaşayan İtalyan-Amerikanlı Tony Vallelonga’nın şoförlük yapması ile başlayan yolculuklarını anlatıyor. Elbette 1960’larda geçen bu hikaye pek çok politik, ırkçı, toplumsal konularla yüzleştiriyor ve bu ikilinin ölünceye kadar sürecek olan dostluğunun oluşumunu anlatıyor.

Şimdi böyle bir konusu olan filmin sizi kahkahalar ile güldürmesini elbette beklemiyorsunuz. Bence filmin başarısı da burada zaten. Gerçekleri tüm açıklığı ile ortaya koyarken, ajitasyona girmeden sizi bazı acımasız durumların durumsal komedisi ile yüzleştirip, bir yandan da ağlatmadan duygularınıza dokunuyor. Tabii ki Viggo Mortensen ve Mahershala Ali’nin müthiş performanslarının etkisi burada büyük. Mortensen başarılı bir aksan ve oyunculuk ile sizi bir İtalyan’ın dünyasına çekerken, Ali oynadığı karakterin topluma vermek istediği mesaj, başlatmak istediği değişim uğruna sergilediği içsel kontrol ve iradeyi alkışlanacak şekilde sergiliyor.

Peter Farrelly de her zaman yaptığını yaparak zaten kuvvetli olan senaryoyu başarılı bir şekilde ekrana taşıyor. Dumb and Dumber ve Something About Mary filmleri de zamanında ekran karşısında kahkahalar ile güldüğüm filmlerdi.

Filmi son zamanlarda biraz sıkıntılı bir dönem geçirmekte olan bir arkadaşım ile izledim. İkimiz de içimizde geri plana atmaya çalıştığımız kendi sıkıntılarımız ile (filme gelmemek için attığı taklaları ve ayak diretmelerini özellikle vurgulamak isterim) girdiğimiz filmden, hafiflemiş, gülümseyerek, neşeli ve pozitif çıktık. Hatta arkadaşım çıkışta sarılıp beni öpmeyi de ihmal etmedi. Ve bindiğim taksi şoförü bile “ay ne mutlusunuz etrafınıza gülücükler iyi dilekler dağıtıyorsunuz” yorumunu yapmaktan geri kalmadı.

alışverişkolikSabah ise televizyon ekranını açtığımda henüz başlamakta olan Confessions of a Shopaholic (Bir Alışverişkoliğin İtirafları) dışarıdaki karanlık ve yağmurlu havaya rağmen bu ruh halinin (evet bilen bilir aslında severim) devam etmesine yardımcı oldu. Sonuçta gerçek olmayacak romantik yalanlara kendimi kaptırmış, kedilerim ve kahvem ile bir saatliğine kendimi gerçeğin tüm acımasızlığından uzaklaştırmış, salak bir gülümseme ile anın keyfini çıkartıyordum. İtiraf ediyorum şu ara böyle hafif şeylere ihtiyacım varmış. Ama kimin yok ki?

İşte böylesine hafif filmler bile sonrasında neden, nasıl sorularını sormama engel olamıyor ve içinde bulunduğumuz toplumsal, ekonomik ve siyasi durumların genel olarak hayata bakış açımız ve kararlarımız üzerinde ne kadar etkili olduğunu bir kez daha fark edip, herkesin oluşan bu stresli durumlar ile baş etmek üzere nasıl alternatifler ürettiğini düşünüyorum.

Kimimiz stresli ortamlardan kaçıyor; iş değiştiriyor, şehir değiştiriyor, ülke değiştiriyor, kimimiz medeni durumunu değiştiriyor; eş değiştiriyor, boşanıyor, evini terk ediyor, kimimiz de spritüel veya tinsel yollara başvuruyor. Evet ülke değiştirmeyi denedim, ev değiştirmeyi denedim, eş değiştirmeyi hak ettiğinden fazla denedim ve döndüm geldim başladığım yere. (Hiç pişman değilim, gene olsa gene yaparım – yine de bu cümlenin üzerinde biraz daha fazla düşünmem gerek biliyorum) Kaldı mı geriye spritüel veya tinsel alternatifler…

Bilimsel dayanağı olmayan alternatifler maalesef bende kalıcı yer edinemiyor. Merak ediyorum, okuyorum, anlamaya çalışıyorum ama sürdürülebilir olamıyor. Bu nedenle sanırım şu kahkahalar ile izlediğim filmler sonrasında bile, stres kaynakları ve gerçeklik konuları kafamda dönüp duruyor.

Evet yine geldik gerçeklik konusuna. E ne yapabilirim Confessions of a Shopaholic bile izlerken pompalanan romantizm ve bağımlılık gerçekliğinin ortaya koyulma şekli ile her ne kadar izlerken keyif alsam da sonrasında “ne kadar gerçek?” sorularının zihnime üşüşmesine engel olamıyorum!

Bütün bu sorular beni bir yere yönlendirdi elbette. Halen araştırma ve öğrenme aşamasında olmakla beraber kendime bilimsel bir zihin eğitimi bulmuş olmanın inancını taşıyorum. Yolun başındayım ama bir süredir etkilerini görmeye başladım diyebilirim. Daha objektif ve daha sakin kalarak, hayatı daha doğru değerlendirmeye başladım da diyebilirim.

Eh günün sonunda gerçekliğimizi algılarımız oluşturur. Algılarımızı ise zihnimiz. Yani beyini kurcalamaya devam!

Merak etmeyin bu konuya devam edeceğim ama siz bu arada gidin Green Book izleyin de keyfiniz yerine gelsin.

 

 

Reklamlar

About demetdemiray

curiosity killed the cat.. then why am I still alive? keep asking! you will the anwers eventually.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: